İslam’ın Genç Elçisi: Musab bin Umeyr - Büşra ARSLAN
- 18 Oca
- 2 dakikada okunur
Zamanın kum taneleri arasında parlayan bir yıldız vardı: Mus’ab bin Umeyr. Mekke’nin en
zengin ailelerinden birinin çocuğudur. Giyimi, zarafeti ve yakışıklılığıyla dillere destan bir
delikanlı… Mısırdan, yemenden özel getirttiği amber kokularıyla yürüdüğü sokaklara iz
bırakırdı. Gençliğin, servetin ve saygınlığın bütün nimetleri onun avuçlarındaydı. Fakat kader,
ona yalnızca bir zenginlik hikâyesi değil; imanın, sabrın ve teslimiyetin destanını
yazdıracaktı.
Bir gün Darü’l-Erkam’dan gelen sesler dikkatini çekti. Mus’ab bu seslere dinlemeye başlayınca
söylenilenlerin kalbine tesir ettiğini fark etti. Gözleri ilk kez Hz. Muhammed’le buluştuğunda,
sanki bütün dünya susmuştu. Bir tek o var gibiydi. Her söylediği benliğine işliyordu. O an sahip
olduğu tüm zenginliklerinin ötesinde bir hakikatin olduğunu hissetti. İslam’ı kabul ettiğinde ise
bütün hayatı değişti. Ailesinin öfkesine ve toplumun baskısına maruz kaldı. Her şeye rağmen
inandığı dava uğruna dimdik durmayı başardı. İslam, aklın iknası değil, kalbin adanmasıdır.
Çünkü gerçek iman, insanın kendini tüm benliğiyle Yaradan’a emanet etmesidir. Mus’ab
kendini bu davaya adadı. Ailesi onu bu yoldan döndürebilmek için baskılarını arttırdı ve kendi
evinde oğullarını zincirledirler. Fakat o, ailesinin öfkesine değil, kalbindeki hakikat ışığına
kulak verdi.
Medine’den bir grup genç İslam’ı hak din olarak seçti. Onlara dinin gereklerini anlatacak
öğreticilere ihtiyaçları vardı. Bunun üzerine Resulullah, Mus’ab bin Umeyr’e bu kutsal görevi
verdi. İşte o günden sonra Mus’ab bin Umeyr İslam’ın ilk muallimi, ilk elçisi olarak anılmaya
başladı. Gittiği her yerde insanların kalplerine dokunmayı başardı. Her sohbetinde sadece
kelimeleri değil, sevgiyle yoğrulmuş bir hakikati sundu. İnsanları dine davet ederken yalnızca
güzel sözleriyle değil duruşu, tavırları ve güzel ahlakı ile de etkiledi. İslam yavaşça, usul usul
bir şafak gibi yayıldı. Önce bir avuç kalpte titreyen ışık, sonra bir şehrin sokaklarını aydınlatan
sabah oldu. Bu durumdan rahatsız olan Mekkeli müşrikler Bedir savaşının da intikamını
alabilmek için Uhud savaşını başlattılar. Uhud, sadece kılıçların savaşı değil, yüreklerin sınavı
oldu. Okçuların Hz. Muhammed’in sözünü dinlemeyip bir anlık gaflete düşmeleri
Müslümanları çok zor bir durumda bıraktı. Mus’ab bin Umeyr, sancağı eline aldı. Göğsünü
gerdi. Mekkeli müşriklerin saldırısı üzerine sağ eli kesildi. Kanı akıyor, acı bütün bedenini
sarıyordu. Ama Mus’ab bin Umeyr’in dudaklarından Kur’an’ın ayetleri düşmüyordu. Sol eline
sancağı aldı. Sol eli de kesildiğinde, Mus’ab sancağı kollarıyla göğsüne bastı. Artık kolları,
ellerinin yerini tutuyordu. Son darbe olarak vücuduna saplanan mızrakla birlikte Mus'ab bin
Umeyr yere yığıldı. Onun göstermiş olduğu bu cesareti ve yapmış olduğu fedakârlıkları
akıllardan hiç silinmedi. O an, ölüm sadece bir son değil, inancın ölümsüzleştiği bir an oldu.
Savaş bitmişti. Kayıplar büyüktü. Uhud’un dağları derin bir yasın nefesiyle doluydu. Mus’ab
bin Umeyr ’in bedeni, savaşın gölgesinde hareketsiz yatıyordu. Onun zarif bedeni, bir zamanlar
Mekke sokaklarını süsleyen gençliğin ve güzelliğin simgesiydi. Ama şimdi yalnızca küçük bir
kefeni vardı. O kefen ne yüzünü tam kapatabiliyor ne de ayaklarını gizleyebiliyordu. Dünyanın
bütün servetleri, onun imanı uğruna gösterdiği fedakârlığın yanında küçülmüş gibiydi. Mus’ab,
Allah için vazgeçmenin ve şehadetin en yüce örneği olarak tarih boyunca parladı.
Mus'ab Bin Umeyr
Dünya malı elinde iken
Seçti İslam’a hizmeti.
Her türlü zorluğa katlandı
İslam’ı yaymaktı tek dileği
Bu uğurda Medine’de
İlk öğretmen unvanını aldı
Kelimeleri incelikle seçince
Anlam yerleşti gönüllere sessizce
Uhud’un bağrında parladı nuru
Resul’ün aşkıyla yanmıştı ruhu.
Sarsılmaz imandı kalbinin suru
Şehadetle buldu ebedi huzuru.
Mekke’nin en zengin çocuğuydu
İstediği her şey onun olurdu
O sadece İslam’a hizmeti seçti
Öldüğünde kefen bile yetersizdi
İslam’ın şanlı kahramanları
Bizlere örnek oldular
Kutsal bir davaya kendilerini adayarak
İslam’ı günümüze ulaştırdılar.
Büşra ARSLAN



Yorumlar