Diyarbakır'dan Ankara'ya Bir Edebiyat Neferi: Veysel Öngören EYLÜL ECE ÖNGÖREN
- 18 Oca
- 4 dakikada okunur
Diyarbakır'dan Ankara'ya Bir Edebiyat Neferi: Veysel Öngören
1931 Yılında Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde bulunan Hacıkân (Uzundere) köyünde Mala Bokarki
ailesinin bir ferdi olarak dünyaya geldi. Annesi Fatma Hanım’ın, Babası Seyyid Bedrettin Beyin ilk
çocuğuydu. Onlar üç kardeşti; üç gurur, üç güzel adamdı. Ferit Öngören ve Vasıf Öngören ‘in abisiydi.
Vasıf Öngören: Yönetmen, Yazar, Tiyatro kuramcısı ve Türkiye'de epik tiyatro yöntemini uygulayan ilk
Dramaturg; Ferit Öngören: Hukukçu, Gazeteci, Yazar, Karikatürist ’ti.
Veysel Öngören, küçük yaşta hayatın acı gerçekleriyle tanışmıştı. 1934 yılında merkezi hükümetle
Dersim aşiretleri arasında çıkan anlaşmazlıklar sonucu yaşanan olayların Güneydoğu’ya doğru yayılması
üzerine Öngören ailesi de Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine gönderildi. Daha üç yaşındayken köyünden,
toprağından kopan Öngören, uzun bir süre Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde hayatına devam etti. Usta şair,
memleketine karşı hep bir özlem içerisindeydi. Memleketine, Diyâr-ı Bekir'ine olan özlemini şu
dizelerine dökmüştü:
Köye mi özlem
Yorgun, kırık bir uykuya mı
Tavuk, tüpgaz taşıyan, gelin getiren
Morga adam bırakan traktöre mi
Acıya mı sevince mi
Çocukluğunu ve gençliğinin belli dönemini memleketinden uzak geçiren şair ilk ve orta öğrenimini
Tavşanlı’da gördü. Henüz küçük yaşta okumaya başlayan şairin başarılar ile dolu hayat hikayesi bu
dönemde başlamıştı. Küçük yaşta kitaplarla iç içe olması dönemin en iyi liselerinden biri olan Afyon
lisesinde okuması başarısını kanıtlar nitelikteydi. 1949 yılında Afyonkarahisar da bulunan dönemin en
iyi liselerinden biri olan Afyon Lisesi'nde lise eğitimini tamamladı. İlk şiiri de 1950 yılında Tavşanlı’da
yayımlanan Filiz adlı bir dergide çıktı
Yetenekli şair, lise öğrenimini tamamlamasının ardından 1951-1952 akademik yılında İstanbul
Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne kaydolmuş ve burada iki yıl boyunca öğrenimine devam
etmiştir. Ancak, İstanbul'daki bu iki senelik sürecin ardından tahsiline ara vererek doğduğu topraklara,
Hacıkân köyüne dönmüştür. Köyüne duyduğu derin özlemle geçen yedi yıl boyunca burada yaşamış ve
geçimini çiftçilikle sağlamıştır. Böylesine güçlü bir yazma tutkusuna sahip birinin, doğduğu topraklara
geri dönüşünde hangi etkenlerin rol oynadığı merak konusudur. Belki de içindeki köy hasreti ağır basmış,
ya da kim bilir, hayatın beklenmedik akışı onu bu yöne sevk etmiştir. Hatta belki de kalabalıkların
gürültüsünden uzaklaşarak kendi iç dünyasına yönelmek istemiştir.
1955 yılında, henüz gençlik yıllarında, geleneksel bir törenle Ayla Hanım ile hayatını birleştirmiş ve bu
evlilikten 12 Kasım 1957 tarihinde Sinan Bedri adında bir oğlu dünyaya gelmiştir. Şairin edebiyat
fakültesindeki eğitimini yarıda bırakarak Hacıkân'a dönmesi, onun üretkenliğini olumsuz etkilememiştir.
Aksine, bu dönemde okumaya ve yazmaya devam etmiş, hatta o yıllarda Farsçaya karşı ilgi duyarak bu
dili öğrenmeye başlamıştır.
Doğduğu topraklarda geçen bu yedi yılın ardından, şairin entelektüel arayışı onu yeniden yollara
düşürmüş ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümüne kaydolmuştur.
Ankara'daki öğrenim hayatı devam ederken, 4 Ocak 1977 tarihinde Halime Öngören ile ikinci evliliğini
gerçekleştirmiştir. Bu evliliğinden ise 4 Ocak 1980 tarihinde Nusret Öngören adında bir oğlu dünyaya
gelmiştir. Aileye katılan yeni bireylerin ardından, 26 Ağustos 1981 tarihinde Mahmut Öngören veMehmet Selahattin adlarını verdiği ikiz oğulları da dünyaya gelerek aile bağlarını daha da
güçlendirmiştir.
Profesyonel yaşamına gazetecilikle adım atan Veysel Öngören, bir dönem Vatan gazetesinde ve Türkiye
Radyo Televizyonu (TRT) Dış Haberler Servisinde görev almıştır. Sanat ve kültür dünyasına olan derin
bağlılığı, kardeşi Vasıf Öngören’ in kurduğu Ankara Birliği Sahnesi'nin müdürlüğünü üstlenmesiyle yeni
bir boyut kazanmıştır. Bu görev, onun tiyatro sanatına olan inancını ve desteğini somutlaştırmıştır. Daha
sonra Diyarbakır Belediyesinde tiyatro çalışmalarına katkıda bulunarak sanatsal üretkenliğini
sürdürmüş, aynı zamanda köklerine olan sarsılmaz bağlılığıyla köyünde çiftçilik yaparak yaşamını idame
ettirmişti.
Evlatlarına duyduğu derin sevgiyle bilinen, evli ve iki çocuk babası olan Veysel Öngören, 30 Eylül 1998
tarihinde doğduğu o mütevazı köyde hayata veda etmiştir. Ebediyete uğurlandığı bu topraklar, onun
kökleriyle olan sarsılmaz bağının ve memleketine duyduğu içten sevginin en anlamlı nişanesi olarak
kalmıştır.
Doğduğu topraklarda taşıdığı 'ağa' veya 'şeyh' gibi unvanlar, onun için tali kalmıştır. Zira o, Ankara
Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde kıymetli hoca Nusret Hızır'ın öğrencisi olmaktan daima
onur duymuş ve bu entelektüel mirası kendi ailesine de taşımıştır. Nitekim oğlu Nusret Öngören'e
verdiği isim, hocası Nusret Hızır'a duyduğu derin saygının ve minnetin anlamlı bir nişanesi olarak
varlığını sürdürmektedir.
Enver Gökçe kuşağının şiirindeki anlatım geleneğini benimseyen Veysel Öngören'in poetikası, ömrü
boyunca bu mirasın izlerini taşımış ve kendi özgün sesiyle harmanlamıştır. Onun edebi serüveni, bir
yandan 'Remtelebe'nin destanını yazma çabasıyla şekillenirken, diğer yandan 'Koca Ülke'nin şiirine
tutunma arayışıyla derinleşmiştir.
Bu ustanın kaleminden dökülen mısraların izinde yolculuğa çıktığımızda, sözcüklerin ruhuna dokunan,
imgelerin derinliklerinde anlam arayan Veysel Öngören, şiirleriyle gönül coğrafyamızda unutulmaz izler
bıraktı. Her bir eseri, onun iç dünyasının, hayata bakışının ve memleketine duyduğu derin sevginin birer
yansımasıdır. Şimdi, o usta şairin şiirle yoğrulmuş dünyasına, satır satır işlediği eserlerine bir göz atalım:
Şiir:
Remo ve Salo (1979)
Vay Gözüm (1981)
Remtelebe (1982)
Koca Ülke (1983)
Arif’in Kızı (1987)
Deneme – Eleştiri – Anı:
Şiir ve Yenilik (1997)
Veysel Öngören /Öncü Geyiğin Ardında/ (Hazırlayan İbrahim Oluklu Mayıs, 2020)
Veysel Öngören / Çetele (Hazırlayan İbrahim Oluklu, 2020)
Diyarbakır'ın kadim topraklarından Ankara'nın aydınlık sokaklarına uzanan hayatında, sürgünlerin
acısını, memleket özlemini ve entelektüel arayışını derinlemesine yaşayan Veysel Öngören, Enver Gökçe kuşağının mirasını özgün sesiyle harmanlayarak Türk şiirine unutulmaz eserler bırakmış, toprağına ve
değerlerine bağlı bir aydın olarak gönüllerde yaşamaya devam etmektedir.
İşte bu büyük mirasın bilinciyle,
Sevgili dedeciğim, yüzünü görme ve sesini duyma şansına erişememiş olsam da, ardında bıraktığın
kıymetli eserlerin, o eşsiz şiirlerin, taşıdığın onurlu ismin ve açtığın aydınlık yollar ile bana en büyük
emaneti bahşettin. Bugün, senin torunun olarak o kutlu izinden yürümeye gayret ediyor ve adını
sonsuza dek yaşatacağıma ant içiyorum
EYLÜL ECE ÖNGÖREN



Yorumlar