Koruk - Bekir KARACA
Üzüm, dünyanın en kadim meyvelerinden biri olup hemen hemen her kültürde yeri vardır. Üzümün muhtelif alanlarda kullanılıyor olması, onu antik çağlardan beri en bilinir meyvelerden biri kılmıştır. Ülkemizde de üretimi oldukça yaygın olan bu meyve kültürümüze de yerleşmiştir.
Batı’daki “şarap” kültürü odağından ziyade; pekmez, kuru üzüm, koruk, hoşaf gibi şekilleriyle kültürümüzde yerini sağlamlaştırmıştır.
Narenciye dediğimiz limon, turunç gibi meyvelerin yanı sıra yemeklere ekşi lezzet vermesi için kullanılan koruk, üzümün tam olgunlaşmadan toplanmasıyla elde edilir.
Koruk sadece ekşilik vermesi için değil türlü baharatlarla karıştırılarak bir çerez misali de tüketilir. Ancak esas itibariyle koruk, üzümün ham halidir.
Gerek hal ve hareketleri gerekse sözleriyle “koruk” ile eşdeğer insanlar var. Ne olgunlaşmayı beklemiş ne de tatlanmayı. Ekşi tadıyla ancak salataya ve diğer mezelere aroma olacak koruk, ekşiliğiyle bir yere kadar alternatif sunsa da limon gibi keskin ve belirgin bir kimlik kazanamamıştır.
Doğada pek çok meselenin özü görmeyi bilene anlatılmıştır. Tıpkı bu durum gibi. Hamlık, ancak ekşi tat vermeye yarar. Belki bazı kimselerce çok sevilir fakat bir yere kadar.
Ham insan da bir yere kadar bulunduğu ortamda kalır. Bir süre sonra ekşiliğinden çevresini kaybetmeye başlar. Sözlerinin acılığı da cabası.
Öğrendiği söz öbekleriyle muhabbetini tatlandırmaya çalışsa da olmaz. Ruhuna işlemeyen olgunluk, koruk üzerinde iğreti durur.
Çünkü koruk iken olgunlaşan üzüme talip olan az olur. taneleri yenemeyecek kadar küçüktür hele ki çekirdekliyse. Böylece özündeki sertlik, tatlanmasına mani olan o hamlığın en somut kanıtı olacaktır.
Doğa, koruğa olgunlaşması için zamanı şart koşar. Güneşin altında beklemekten ve yanmaktan başka çaresi yoktur üzümün. Ancak insan için durum farklıdır.
İnsan, koruk kalmayı bir tercih olarak ruhuna giydirdiğinde zaman ona yalnızca yaş katar, tat katmaz.
Bilgiyle harmanlanmayan tecrübe imbiğinden geçmeyen her söz; koruğun o meşhur, ağız buran ekşiliği gibi muhatabının dimağında nahoş bir iz bırakır.
Neticede, olgunlaşmak sadece tatlanmak değil aynı zamanda başkasına yük olan o keskin ekşilikten vazgeçme iradesidir.




Yorumlar