Yaşayan Sultan - Şah-ı Zinde - Duygu AYDIN
- 15 Oca
- 2 dakikada okunur
Kitap okurken karşımıza çıkan isimleri araştırdığımızda sadece o isimle kalmayıp zincirin halkaları gibi önümüze birbiri ile alakalı nice bağlantılar çıkar. Halbuki biz bir kitabı alıp kapağını açıp sonuna gelince de kapatmak olarak gördüğümüz okuma işlevi merak ve keşfetme ile birleşince asıl hakikatler gün yüzüne çıkar. Zikredecegimiz isimde de böyle oldu benim için. Kitabımı alıp okuyacağım dediğim kısımdan araştırmalarımın hiç bitmediği, Google Maps de gitmedigim coğrafya kalmadı. Seviniriz buna asla şikayet de etmeyiz..
Gelelim bu kutlu zata, yürüdüğü hakikat yoluna, şahsımızı sorgulatmasına...
İlk önce bende şaşırdım Mekke doğan islamı birinci elden işiten yoluna feda olduğumuz Peygamberimizi gören bir isim. Kimden bahsediyorsunuz derseniz; Peygamber Efendimizle vefatına kadar beraber olan bu mübarek insandan bahsediyoruz. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) amcası Abbas’ın (r.a.) oğlu Kusem bin Abbas hazretlerinden.
O’nun gasline yardım eden ve kabre konulması esnasında Efendimizin naaşına giren kişilerden biri Efendimize en son dokunan kişidir. Ne kadar de ulu bir vazife değil mi ama bir o kadar da ağır..
Üzerinde neden bu kadar kafa yoruldu derseniz açıklayayım. “İslamiyetin bin yıldır hamisi Türklerdir.” cümlesini anlayabilmek için bu hayatları fark etmek zorundayız. Bu hayatlar sadece bir kişi değil koca bir ordu, kılıç ehli ve gönül ehli insanlar.
Peki bu zat hangi gerekçelerle olduğu coğrafyada kalamadı da binlerce kilometre uzaklıktaki Orta Asya topraklarına gitti?
Yaşadığı Emevîler döneminde haklı olan güçlü olması gerekirken güçlü olan haklı sayılıyordu. Kavmiyetçilik almış başını gitmişti. Mekke valiliği ve hac emirliği yapmış, Peygamber Efendimize (s.a.v.) benzerliğiyle ünlenmiş Kusem bin Abbas Emevi yöneticiler tarafından istenmiyordu. Çünkü bir konuda düşüncesini bildireceği zaman kendi menfaatine göre konuşmuyor, doğrunun yanında duruyordu. Mekke ve Medine’yi bir türlü ele geçiremeyen Emevîler onun buradaki dik duruşu karşısında aciz kalıyorlardı. Peygamberimizin dizinin dibinde yetişmiş şahıslar nefislerinden uzak hakk adına karar verdiklerinde bu kararlar Emevi yöneticilerine ters düşüyordu. İşleri kolay değildi hakk adına susmak değil konuşmak zamanıydı. Onlar sahabiydi. Hz. Muhammed ' i görmüş O' nun dönemini iliklerine kadar idrak etmiş isimlerdi. Susamazlardı, kaçamazlardı, ya hicret eder ya mücadele eder ya da tebliğ ederlerdi. Alınacak nefesleri boyunca hakk yol üste olurlardı. Kusem bin Abbas' da Horasan seferlerine katıldı, hem insanları irşad etti hem de savaş zamanı seferlere katıldı. Yukarı da dediğimiz gibi hem kılıç ehli hem de gönül ehli insanlardı bunlar. Her iki ehilde bulunup İslam'a hizmetle görevli olanlardı.
Kusem bin Abbas bu gerekçelerle Arap Yarımadasından Orta Asya' ya gelmiş. Burada kendisine bellediği asıl vazife Efendimiz' den öğrendiği İslamı yeni coğrafyaya anlatmaktı. Müslümanlığı yaşatıp küfürden uzak tutmak amacıyla giriştiği irşad faaliyetinden de başarılı olmuştur. Kendisi Orta Asya Türklüğünün zihninde asla ölmemişti. Bundan dolayı ona Şah- ı Zinde yani yaşayan Şah demişlerdi.
Tahayyül etmenizi istiyorum ki koca bir coğrafya haklı kendi ırkından bile olmayan, İslam ile gönüllerini ısıtan bir zatın arkasından onu hala anıyor ve adına koca bir kabristan yapabiliyor. Şu fani dünyada İslam'a hizmetinin karşılığında Allah O' bu koca bir coğrafya haklının göğsüne bastırmıştı. Olur muydu bundan öte ecir.



Yorumlar